| |||||||||||||||
|
| |||||||||||||||
| Anasayfa | Forum | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Ziyaretçi Defteri | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | |||||||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Kölemiyiz ? Efendimi ?
Hani derler ya: “Alışkanlıklarınızın kölesi olmayın!”. Bu dünyada mümkün olan bir olgu değildir. Yaptığımız her davranış, geçmişten gelen alışkanlıklarımızdır aslında. İnsanlar, alışkanlık ikinci doğadır derler; bu bir abartı değildir. Geçmişte bir anlaşma yaptık alışkanlıklarımızla, zamanla alışkanlık efendi, biz de yalnızca bir hizmetkâr, bir gölge olduk… Alışkanlık komut verdi mi, biz de itaatkâr bir hizmetçi olup çıkıyoruz, isteyerek ya da istemeden, farkında olarak ya da farkında olmadan.
Alışkanlıklarımız ölçüsünde yaşarız, bize yol yordam gösterir. Aslında alışkanlık bizim aracılığımızla yaşar, bizden enerji alır, bizi sömürür. Geçmişte işbirliği yaptık ya… Sigara içme alışkanlığı gibi; içmediğimiz zamanlar elimizi koyacak yer bulamayız, kölesiyiz ya, bulduğumuz en küçük fırsatta içmek için can atarız, bazen sigaradan tiksinerek, bazen kendimizden tiksinerek… Artık zamanla sigara içme eylemi, eylem olmaktan çıkacak, o bir alışkanlığa dönüşecek. Onu yapacaksın ve bir yapan olmayacaksın; onu sadece alışkanlığın gücüyle yapacaksın. Alışkanlıklar bizi belli şeyler yapmaya zorluyor; bizler birer kurbanız… Hindular buna karma yasası diyorlar: Tekrarladığımız her eylem ya da düşünce – çünkü düşünce de zihinde çok ince bir eylemdir- giderek daha da güçlenir, artık onun pençesindeyiz. O zaman alışkanlıklarımızda hapsoluruz. Bir mahkûmun ya da bir kölenin hayatını yaşarız. Bunlar dört bir yanımızı sarmış durumda ve hala biz bunu kendimiz yapıyoruz sanırız, kendimizi kandırırız. Kızgınlık ta böyledir. Kendi egolarımızı tatmin etmek için suçu başkalarına yükleriz, ona kızarız, hep birileri vardır suçlayacak nasılsa… Ve sürekli bahaneler buluruz kendimize, neden kızdığımıza dair. “ Kızmak zorundaydım yoksa çocuk yanlış yola sapacaktı. Kızmasaydım işler kötüye gidecekti.” Bunlar bahaneler… Egomuzun, alışkanlıklarımızın ürettiği, bizi bağlayan, mutsuzluğa iten anlamsız şeyler. Kızgınlık ta eski kalıplardan, geçmişten gelir, geldiğinde ise yine türlü bahaneler buluruz; yanımızda o anda karımız, kocamız, çocuklarımız hatta en iyi arkadaşımız bile olsa kızgınlık eylemini sudan bahanelerle onlara yansıtırız. Bu karşımızdaki kişiyle ilgili değildir, tamamen bizimle, bizim kızgınlığımızla geçmişten gelen hesaplaşmalarımızla ilgilidir. Karşıdaki insan tesadüfen oradadır ve nasibini almıştır haylice… O bizim içimizde… Bazen de görünürde hiçbir sebep yokken, üzüntü gelir. Ve bazen kişi mutlu hisseder, bazen kendinden geçecek kadar mutlu hisseder. İçinde çiçekler açar, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi olur, 40 derece sıcaktan serin sulara dalmış gibi titrer içi… Anlıktır hepsi… Dört mevsimi içinde yaşar insanoğlu da bunların ne kadarının farkına varır gün içerisinde? Hadi elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin, siz hiç fark ettiniz mi? Bizi kimse kızdıramaz, kimse bizi mutlu da edemez… Kendi kendimize mutlu oluyoruz, kendi kendimizi kızdırıyoruz ve kendi kendimizi üzüyoruz. Geçmişten gelen alışkanlıklarımızla bunları yapıyoruz. Fark etmediğimiz sürece de bir köle olarak kalacağız: Alışkanlıklarımızın kölesi. Suçu bir başkasına atarsak yanlış yapmadığımız için kendimizi iyi hissedebiliriz. Ancak şunu unutmayalım ki, suçu başkalarına attığımız ölçüde köleyiz, asla da efendi olamayız, suç yok, hepsi içimizde… Çünkü hiç kimse başka birisini değiştiremez. Başka birini nasıl değiştirebilirsin? Hiç birisi başka birisini değiştirebilmiş midir? Dünyadaki en az yerine gelmiş dileklerden birisi, başka birisinin değişmesini istemektir. Bu imkânsızdır. Çünkü başka bir insanda kendi içinde bir varoluş sürer, onu değiştiremezsin. Sorumluluğu başkalarının üzerine atmaya devam edersin fakat diğerini değiştirmezsin. Temel sorumluluk sana aittir, temel değişiklik te kendi içinde olmalıdır. Bu yazı çok felsefi oldu sevgili okurlar… E aradan epey zaman geçti yazmayalı, barajlar doldu, yokluğunuzda çok kitap okudum, bazı alışkanlıklarımdan kurtulmak için çabaladım. Boş oturmadım yani anlayacağınız, değiştiremeyeceğim şeyler olduğunu fark ettim, bunları oldukları gibi kabul etmeye çabalıyorum, hayatımı anlamlandırmak istiyorum. Kim becerebilmişse tabi… En azından deniyorum. İşe kendimi değiştiremeyeceğimi anladığım zaman başladım zaten, sonra diğerlerini… Gönülsüz bir köleyken, en azından farkında olarak gönüllü olmayı seçtim. Sonuna kadar bıkmadan okuduğunuz için teşekkür ederim sizlere. Bence okumakla da çok iyi ettiniz, içinizde bir yerlerde kendinizi bulduysanız okurken… Buralardan oralara sevgilerimi, bütün iyi dileklerimi gönderiyorum. Unutmayın; bol bol aynaya bakın, değişimi fark edeceksiniz. Ayna, sadece sizi yansıtır.
|
Reklam |
|||||||||||||
|
G-NET Bu Site Gerede Hayat Gazetesi'nin İnternet Haber Sitelerinden Biridir. | sohbet | |mynet | |netlog | |chat | ||||||||||||